Hükümet Sistemi

TÜRKİYE’DE YÜRÜTME VE İDARENİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI:
TESPİTLER VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Özgürlük Araştırmaları Derneği tarafından, National Endowment for Democracy ve Friedrich Naumann Vakfı- Türkiye Ofisi’nin desteğiyle birlikte beş ana kurum/yapıda mevcut sorunların tanımlanması ve somutlaştırılması amacıyla “Türkiye’de Yapısal Reformlar Projesi” başlatıldı.

Bu kapsamda ilgili kurumlarda mevcut sorunların tartışılmasının yanı sıra yapısal reformlara ilişkin çözüm önerileri geliştirilmiştir. Prof. Dr. Mustafa Erdoğan tarafından hazırlanan “Türkiye’de Yürütme ve İdarenin Yeniden Yapılandırılması” adlı rapor, Türkiye’de yürütme ve idarenin hâlihazırdaki durumu hakkındaki tespit ve değerlendirmeler ışığında yürütme ve idarenin yeniden yapılandırılmasına ilişkin öneriler geliştirmektir.

Kamu İdaresindeki Geleneksel Sorunlar

1. Yürütmenin aşırı merkeziyetçi biçimde örgütlenmesi: Anayasa’da kamu idaresi merkezden ve yerinden yönetim şeklinde ayrılmış olsa da mahalli idareler, kendi yetki alanında yeterli inisiyatife ve serbestliğe sahip değildir.

2. İdarenin örgütsel ve işlevsel dağınıklığı: Yetkileri ve merkezi idareden özerklik dereceleri farklılaşan ve her gün bir yenisi eklenen çok sayıda kamu kurum ve kuruluş, birbirleriyle çelişen kararlar almaktadır. Bu durum, idarenin bütünlüğü ile bağdaşmamaktadır.

3. Taşra yapılanmasının iki başlılığı: Merkezi idarenin il örgütlenmesi ile yerel yönetim organlarının aynı anda görev alması hem kaynak israfına hem de kamu hizmetlerinin yürütülmesinde karmaşaya yol açmaktadır.

4. Kamu idaresinin karmaşık personel rejimi: Memur, sözleşmeli personel ve işçi gibi statü çeşitliliği; kamu hizmetini yürütenler arasında hak ve görevler açısından farklılık yaratmaktadır.

5. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları: Bu örgütlerin varlığı, zaten geniş ve karmaşık olan kamu idaresinin gereksiz yere şişmesine ve devletin marjında bir özel çıkar ağının oluşmasına yol açmaktadır.

6. Kamu ihale rejimi: Birçok büyük ölçekli kamu alımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılmış olması ve yasalarda sık değişiklikler yapılmasının yerleşik bir uygulama haline gelmesi nedeniyle kamu ihaleleri şeffaf ve tarafsız yürütülmemektedir. Uygulamada büyük ölçüde siyasî iktidarın etkisi altında karar alındığı da unutulmamalıdır.

7. Kamu idaresinin mali denetimi: Sayıştay üyelerinin seçiminde nitelikli çoğunluğun öngörülmemiş olması; TBMM’de siyasî çoğunluğu elinde bulunduran iktidarın, Sayıştay üyelerinin kimler olacağını tek başına belirleyebilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla, uygulamada kamu harcamaları gerçek anlamda denetlenememektedir.

Yeni Hükümet Sisteminin Getirdiği Kişisel Yönetim Anlayışı ve Uygulamasından Kaynaklanan Sorunlar

1. Bakanlar dahil bütün kamu görevlilerinin inisiyatif ve sorumluluktan kaçması: Her konuda Cumhurbaşkanından izin veya onay alınması; devlet idaresinin hantallaşması, verimsizleşmesi ve işlerin gecikmesiyle sonuçlanmaktadır.

2. Yürütme ve idarede sıkça değişen düzenlemeler: Yapılan yanlışları düzeltmek için yeniden yapılan düzenlemeler, vaat edilenin aksine yönetimde istikrarsızlığa neden olmakta ve oluşan bu yap-boz sistemi keyfî yönetimi beraberinde getirmektedir.

3. Bürokraside sadakat ve hoşnut etme yarışı: Yürütme ve idarede tüm yetkinin tek bir kişide toplanması, kamu görevlilerinin kuralları göz ardı etmelerine sebep olmakta ve bürokrasinin tarafsızlığını zayıflatmaktadır.

4. Bürokraside ehliyet ve liyakatin öncelenmemesi: “Halk iradesini temsil eden başkan doğrusunu yapıyordur, ona güvenelim” duygusu, hem kamu görevlilerinde hukuka uyma duyarlılığını zayıflatmakta; hem de kamu yönetimi ve devlet idaresinde açıklık, ehliyet, liyakat ve şeffaflığı önlemektedir.

5. Kamusal duyarsızlık ve sorumsuzluk duygusu: Görevlerinde “millî irade”yi temsil ettiği varsayılan cumhurbaşkanına sadakati önemsemeleri, kamu görevlilerini hizmetlerinde vatandaşı memnun edip etmediğini önemsemeyen bir tutuma sürüklemektedir.

6. Cumhurbaşkanında otoriter eğilimin kuvvetlenmesi: Hukukun ne dediğine bakmaksızın halk tarafından seçildiği için her şeyi yapabileceğini varsayan bir Cumhurbaşkanı, bu psikoloji ve davranışsal yönelimle hukukun çiğnenmesinde beis görmemektedir.

7. Mesleğe kabul kesinlikle liyakat esasına göre yapılmalıdır. Liyakatin dışında hiçbir ölçüt kullanılmaması, fırsat eşitliği ve hukuk önünde eşitlik ilkelerine uygun olarak objektif ölçütlere göre mesleğe alım sağlanmalıdır.

8. Hâkimlik ve savcılık meslekleri birbirinden tamamen ayrılmalı; yargının yönetimi ve denetimini sağlamak üzere ayrı Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulları oluşturulmalıdır.

Türkiye’de Yürütme ve İdarenin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Önerilerimiz

1. Hükümet Sistemi Değişikliği: Otoriter-başkanlıkçı hükümet sisteminin terk edilmesi gerekmektedir. Yasama-yürütme ilişkileri “rasyonelleştirilmiş parlamenterizm” ve demokratik yönetim anlayışına uygun olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

2. Kamu Yönetiminde Yeni İlkelerin Benimsenmesi: Sade ve işlevsel bütünlüğe sahip idarî teşkilât, adem-i merkeziyet, kamu hizmetine girişte ve hizmetlerin sunumunda eşitlik ve tarafsızlık, hizmetlerin halka yakınlığı, yurttaş katılımı, hizmette etkinlik ve kalite, şeffaf ve sorumlu yönetim, hukuka uygunluk ve etkili yargı denetimi esas alınmalıdır.

3. Merkezi İdare Teşkilatının Sadeleştirilmesi: Hem kaynak israfına hem de çelişkili uygulamalara neden olan bakanlık ve bakanlık alt birimleri kaldırılmalı, gereksiz yere şişirilmiş bakanlık sayısı azaltılmalıdır. Kültür Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalıdır.

4. Kamu Kurumları ve Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşlarında düzenleme yapılması: Yürüttükleri hizmetin niteliği kamu tüzel kişiliği olarak kalmasını gerçekten gerektirenler dışında diğerleri ilgili bakanlık örgütlerine dahil edilmeli veya yerel yönetimlere devredilmelidir. TRT, RTÜK, iktisadi teşebbüs niteliğindeki kamu kurumları ve baro ile tabip odası hariç meslek kuruluşları kaldırılmalıdır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bir veya birkaç devlet üniversitesinin bünyesine dâhil edilmelidir.

5. Yerel Yönetimlerin güçlendirilmesi: Merkezî yönetimden devralacağı hizmetler ve onların gerektirdiği yetkiler yanında, daha geniş vergilendirme ve bağımsız bütçe yetkisiyle donatılmalıdır. Ayrıca yerel yönetimlerin karar organlarının merkezî idare tarafından görevden alınmalarına ve yerine yine merkezî idare tarafından atama yapılmasına son verilmelidir.

6. İdari Usul Kanunu’n Hazırlanması: Kamu idaresinin işlem süreçlerini tek şekilli genel kurallara bağlayan kompakt bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, yasama organı tarafından yapılacak genel bir idarî usul kanunuyla giderilmelidir.

7. Kamu Personeli Rejimi’nin Reforme Edilmesi: Kamu idaresine başvuranın ehliyet ve liyakatini objektif kriterlere dayalı sınavlarla ölçmek zorunluluk haline gelmiştir. Kamu görevlisi alımında da çeşitlilik ve çoğulculuğu gözeten bir politika izlenmelidir. Gereksiz kamu personel sayısı azaltılmalı, kamu personel rejimi kanunla tek şekilli hale getirilmelidir.

8. Bağımsız İdari Otoritelerin Yöneticileri Seçimle Belirlenmesi: Kamu siyasetinin oluşturulmasında adeta bir devlet işlevi gören Merkez Bankası gibi bağımsız idari otoritelerde, tarafsızlık ve demokratikleşme adına üst düzey yönetimlerine yapılacak atamalar Meclis nitelikli çoğunluk onayına bağlanmalıdır.

9. Kamu İhale Rejimi’nin Reforme Edilmesi: İstisnaya tabi tutulan yüksek hacimli ihaleler de Kamu İhale Kanunu kapsamına girmelidir. İhale kanunda yapılacak değişiklikler anayasal olarak nitelikli çoğunluk şartına bağlanmalı, ihale komisyonlarını koruyacak yasal önlemler alınmalıdır.

10. İdarenin Denetimi’nin İşlevselleşmesi: Kamu idaresinin mali denetimini yapan Sayıştay’ın, üyelerinin TBMM tarafından nitelikli çoğunlukla seçilmeleri Anayasa tarafından sağlanmalıdır. Sayıştay’ın Başkanının kim olacağını  Meclis değil, kendi üyeleri seçmelidir. Ayrıca, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun etkin ve tarafsız görev yapabilmesi de yasal düzenlemelerle sağlanmalıdır.

RAPORTÖR

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan

Mustafa Erdoğan 1956 yılında Trabzon’da doğ- du. Hukuk alanındaki Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini Ankara Üniversitesi’nde tamamladı; 1991’de Doçent, 1997’de Profesör unvanını aldı. Kısa süren (1983-1985) idarî yargı hâkimliğinden sonra akademik mesleğe intisap etti. Sırasıyla Ankara Üniversitesi (1985-1990), Hacettepe Üniversitesi (1991-2010) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi›nde (2010-2016) öğretim üyesi olarak çalıştı. Prof. Erdoğan 1997-98, 2003 ve 2007-2008 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhtelif üniversitelerde ve düşünce kuruluşlarında misafir araştırmacı olarak bulundu. Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin (2014) ve Liberal Düşünce Topluluğu’nun (1993) kurucuları arasında yer aldı.